Türkiye'nin ilk online sinema dergisi
   

 
 
 
Seyirlik bir aksiyon komedi yapmaya çalıştım

Bu ay Sinemalife, okurları için her yönden bir ilk olma özelliği taşıyor. Türkiye’nin usta komedyeni Cem Yılmaz bir kelimeden yola çıkarak çektiği Türkiye’nin ilk Western komedi filminin merak edilenlerini de ilk kez online sinema dergisine anlattı. Bu keyifli sohbet için dergimizi seçen Yılmaz, filminin oluşum sürecin den, Türkiye’de komedi diline kadar birçok konuyu kendi üslubu ile Sinemalife okurları ile buluşturdu.

Yahşi Batı filmi fikri nasıl ortaya çıktı?
Aslında bir kelime oyunundan yola çıktım. Yahşi kelimesini çok güzel anlamında kullanıyoruz. Filmin ilk adını Garbi Vahşi olarak düşünmüştüm. Osmanlıca çok fazla bilmem ama kelimeleri bir araya getirerek, o günkü kullanımlarını düşünerek böyle olabilir diye hayal etmiştim. Biz bazı zannetmelerle ilgili isimler koyuyoruz, öyle olur ya da olmayabilir. Tarih denilen şeyi kimden dinliyorsak onun zannettiği şeklinde olduğunu düşünüyorum. İnsanın kafasında kodladığı şeylerle dalga geçmesi daha kolay oluyor. Seyirlik bir aksiyon komedi yapmaya çalıştım.

Kovboy filmleri Türkiye’de pek çekilmedi sanırız?
Evet çok fazla çekilmedi. Batıda bir Zagor filmi yapılmamıştır ama bizde Salih Güney oynamıştır.  Batı’da Western kültürünün farkında değil pek. Amerikan kültürü, westernin kendi gerçekliği ve sertliğini yeni yeni yansıtmaya başladı. Russell Crowe ve Christian Bale’nin oynadığı ‘3:10 to Yuma’ diye umulmadık sertlikte bir western filmi vardı. Daha önce ise salon filmleri gibi western filmleri çekilirdi, ütülü pantolonlarla, çamur bulaşmamış elbiselerle. Çocukken çizgi roman merakım yoktu benim. Ben Mandrake okurdum. Hokkabaz’ı da oradan etkilenerek çekmişimdir. Bizim üzerine bina ettiğimiz şeyin iyisini İtalyan’lar yapmış. Bizim Amerika’ya giden kahramanlarımızın kendilerini çok iyi hissetmelerini gerektiren bir sebep var. Osmanlılar çok bilgili gösteriliyor. Hatta filmden bir repliktir, kovboy olduğunu zanneden birisine kendisini tarif ederken ‘Ben İstanbul çocuğuyum, dört lisan biliyorum’ diye kendini tarif ediyor.

Film gerçeklikle ne derece uyuşuyor? 1869’da ABD Başkanı Grant, Abdülhamit’i ziyarete geliyor. Abdülhamit’te ona Uşak halısı filan hediye ediyor. Yahşi Batı’ya giden kahramanlarımızın işi ne?
Bunları tarihi olarak derinlemesine bilmiyorum. Tamamen fantastik bir hissiyatla karakterlerin hangi milletten olduğunu düşünmeden bir komedi kovboy filmi yapabilirdim. Ama tarihle biraz ilişki kurabilecek bir kurgu gerçeklik yapmak istedim. Tarihe karşı bir ilgi uyandırabilir diye düşündüm. Kristof Kolomb, Amerika’ya indiğinde o sırada dünyanın başka yerinde küçük bir adamın başından ne geçiyor diye merak ediyorum. Kahramanların başına geleceklerden komik olanı tercih ederek yazıyorum. Bu tarz gezen adamlar başından geçenleri hatıratlarına yazsalardı bu komik ve absürt bölümleri mutlaka sileceklerdi. Ubeydullah Efendi’nin Amerika macerasını anlattığı samimi hikayeleri de okudum.
Onun filmini yapamam çünkü çok fazla araştırma filan gerekir.

Kahramanlarımızın dil sorunlarını nasıl hallettiniz?
Kovboy filminin bilinen gerçek bir dili var, onun yanında Osmanlı dili, Kızılderililerin dili var. Filmimizde diller arasında gezinip duruyoruz ve onu da komedi unsuruna dönüştürüyoruz.

Babanızla ilgili bir kitap yazdığınızı söylemiştiniz, kitap çıkmadı mı hala?
Kız kardeşim yazıyor onu, ağabeyimle ben de ona editörlük edeceğiz. ‘Benim adım Arif, ben pratik bir adamım’ diye bir proje. Babamın günlüğü gibi ama tamamen kurgu. Babam eve dönerken birkaç hanım ‘Aaa siz Kayahan mısınız?’ demişler. ‘Evet Kayahan’ım gitarı tamire götürüyorum’ demiş. Ailemde büyük bir cevher var hissiyatında değilim elbette, bütün bunlara alaycı yaklaştığımız için mutluyum aile içinde.

Normalde günlük ve tüketilmeye yatkın espriler yapıyorsunuz. Kalıcı olmak gibi bir dert taşıyor musunuz?
Öyle bir gayretim var doğrusu ama gönüllerde kalıcı olmak önemlidir. Sizin esprilerinize başka ülkenin vatandaşları gülmüyor diye eleştiri yapıyor gençler ve yaptığımız işi eleştiriyor. Filmimizle ilgili birçok ülke ile çalışıyoruz, adam izlerken gülüyor, ölçü bu mu? İngiliz bana gülüyor diyebilir miyiz, ona paye verip kendimizi ezikleşmemizin manası yok. Yüzde bir milyon inanıyorum, bizim mizahımız daha köklüdür. Benim güldüğüm şeye çevremdeki insanlarda gülüyordu ve ben sahneye çıkıp bunu söyledim. Konya’da ve Erzurum’da bir kahvede yapılan mizah yapılan komiklikten binlerce kat iyidir. Ben sadece bunun böyle olduğunu söyledim.

Yaşlanınca nasıl bir Cem Yılmaz göreceğiz?
Aydın Boysan’a çok özeniyorum doğrusu. Onun gibi olmak isterdim. 80 yaşında sahneye çıkmak isterim. Geçmişten günümüze nostaljik bir duyguyla çıkacak kadar da ara vermeyeceğim. ‘Hatırlıyor musunuz beni’ diyecek kadar ara vermeyeceğim. Gençliğim sahnede geçti ve arkadaşlarımın tiyatrolarını bile izleyemedim. Çünkü aynı anda sahnede oluyoruz. Gram ticari ahlakım yoktur ve öyle olsaydı emin olun bugüne kadar çok fazla film yapmış olurdum. Yarın ben ne olacağımı bilmiyorum. Alkışlarla yaşıyorumla, kaldırımda şarap içen adam arasında bir çizgideyim. Ortası yok.

İlk filminiz Her Şey Çok Güzel Olacak bir klasik oldu neredeyse. Bu tarz filmler yapmaya devam etmeyecek misin?
Her Şey Çok Güzel Olacak on iki sene önce sinemalarda oynadığında kimseden bu kadar övgü almamıştım. Diğer filmlerim kıymet olarak benim için birbirinden farklı değil. Tür olarak beş farklı türde işler yapacak filmler yapmak istiyorum. Çünkü bu tarz hikâyeleri daha çok seviyorum. Ama bizim sinemamızda komedi filmleri biraz daha ilgi görüyor. Diğer filmlerin ilgi görmesine ve gişe bulmasına ben de sevinirim. Yavuz Turgul’un sinemasına öykünen bir filmdir Hokkabaz. Her Şey Çok Güzel Olacak amatör olduğu için doğal bir oyunculuk çıktı ortaya. Amacımızın ticari olmadığını çok az insan anlıyorsa bile yeter, en azından sadece ben bilsem yeter.

Çok seviliyorsunuz ama dar bir çevrede yaşıyorsunuz. Bunun nedeni nedir?
Filmimi izleyen, standup’a gelen kişilerin benim hayranlarım olduğunu düşünmüyorum. Adam beni sevmiyor, eğlenmek için geliyor. Bu dersi yıllar öncesinde abimden almıştım. Arkadaşlarıyla sinemaya giderken beni götürmezdi. ‘Ben de geleceğim’ dedikçe ‘gelmeyeceksin’ der bana kızardı. ‘Ama beni seviyorlar’ deyince bana ‘Yeter be dedi, onlar seni değil gülmeyi seviyor’ dedi. O an anladım işte.

Birçok kişi hakkınızda yazılar yazıyor. Onlara nasıl yaklaşıyorsunuz?
Kişisel olarak insanlarla çok fazla ilişkim yok. Gazetede birinin yorumunu okuyorsunuz, filmimi, gösterimi izlemiş filan yazıyor. Ben halbuki insanlara böyle yaklaşmam. Mel Gibson’ı tanımadığım halde onun hakkında konuşmam, tanımıyorum ki? Niye onu Cehennem Silahı’ndaki komiser zannedeyim ki?

Röportaj: Soner YILDIRIM

 
 
 
Vizyondakiler
Oyuncak Hikayesi 3
Ölüm Peşimizde
Yuva
Müşteri
Sıradan İnsanlar
Ölüm Zili
Iron Man 2
Takiye
Aşkın Son Mevsimi
Min Dît
 
Haberler
Kurtlar Vadisi Filistin'in negatifleri yandı
Sinemalife Troia Film Festivali’ne sponsor oldu
Beyazperdenin keskin nişancıları Sinemalife’ta
Troia Festivaline son başvuru 31 Temmuz
Genç kalemlerimizden Fatih Arslan’ı kaybettik.
Sihirbazın Çırağı, Sinemalife’ta işbaşı yapıyor
Facebook yakında sinemalarda
George Clooney Suikastçi Olmaya Karar verdi…
Damon Hayvanat Bahçesi Satın Alacak
Yeni Conan: Jason Mamoa
 
Röportajlar
Sinema, tiyatro, drama; büyük mucizedir!
Devlet darbe yapmış adama hala maaş ödüyor
‘Bu Jackal, başka Çakal’
Yeşilçam’ın yarım asırlık tanığı
Kurtlar Vadisi televizyon tarihinin mihenk taşı
'Bursaspor benim takımım'
'Başbakan’ın sanatçıları dinlemesi çok önemli’
Bahtı Kara masumiyet ve naifliği hatırlatacak
Gözyaşı Sarayı Türkiye'den destek bekliyor
Kadir Sözen sorularımızı cevaplandırdı
 
DVD
Ödüllü soru yarışması
Anadolu’nun Kayıp Şarkıları
Aşk Uğruna
Sanık
Ay Lav Yu
Emma
Kızlar Tarikatında Cinayet
Ödüllü soru yarışması
Soğuk Ölüm
Fame
Geliştirme : Mustafa GENÇ
Tasarım: Orhan Nalın   Uygulama: M. Ali Gümüş